HASBIHÂL
Yine geceye uyandim. Yine geceyle uyandım. Şafak atmamış yine varlığımın ufkunda. Hiçbir ağarma yok semalarımda.
Aydınlıktım ben, aydınlıktım eskiden. Sen candostum, sen yanımdayken. 5 yıl önceydi. Bir sonbahar vakti tanıdım seni. Yapraklar düşüyordu ağaçlardan. Ama seni tanımıştım ya, sevgin tomurcuklanmıştı dallarımda. Sonbahar, ilkbahara dònmüştü.
Aslında daha o zamanlar başlamıştı kara bulutlar toplanmaya tepemizde. Ama hissediyordum, sen ve senin gibi candostlarla, bunun da üstesinden gelebileceğimizi...Şükür ki dostluğumuz yanıltmadı bizi.
Cennetâsâ günler yaşandı; sen küheylan, ben küheylana öykünen bir can. Koştuk dağ, tepe... Akbaba çığlıkları duyulsa da bazen, zümrüt yeşili çayırlarımız vardı.
Karardıkça karardı gökler. Ama sinemizde taşıdığımız baharlarımız vardı. Ayaklarımızın altında kaymaya başladı yer. Ama parlak ötelere diktiğimiz bakışlarımız vardı.
Karanlık ruhlar, deli divane aradilar aileni. Bindiğin otobüsle uzaklaşırken sen, ben kalbimde gittikçe derinleşen sevginle, kurtulduğun için şükür vadilerinde dolaşıyordum. Benim evimi bir şafak vakti bastıklarında, acaba ona da dokunmuslar midir endisesiyle titriyordum.
Şu zayıflardan da zayıf ruhum çok yıpranmadan, duaların yetisti imdadima. Ne zaman gelecegini bilmeden kapiya bakarak seni beklerken birdenbire kapida belirivermen sardi bütün yaralarımı.
Gideyim mi, diye sordum sana. Git, dedin o müşfik, o şefkatli sesinle. Kör karanlıkta el yordamıyla yaşayamayacağımızı biliyorduk ikimizde. Önce ben gidecektim vatansız kalan ruhuma bir vatan aramaya. Sonra sen gelecektin.
Gelmedin, candostum. Gelemedin. Rabbinin muradını ancak yaşayarak öğrenebiliyor insan, hayat yolunda. Ben, senin dualarınla kuş misali sahil-i selamete varırken, senin nasibine gemini karanlık limanlara demirlemek düştü. Elbette biliyorum bu sadece görünen, biliyorum hikmet perdesinin arkasında bilmediğimiz ne hakikatler var. Ama yine de zoruma gidiyor candostum. Sen orada, ben burada. Zayıfım, günahkârım, dualarım seni ferahlatmaya; gözyaşlarım sinendeki yangını söndürmeye yetmez. Hâla normal yaşayabildiğim için riyakârlıkta zirveyim çünkü.
Velhasıl buralar gece, senin ve ailenin özgür olmadığı her yer gece. Ama bilirim pranga kabul etmez derecede özgür ruhun. Çünkü biliyorsun burası sadece bir durak. Ama şunu da bil, sen bu derece yücelirken göklere, tutunacağım eteklerinden. Diyeceğim ki ama ben onu çok sevdim. Liyakatsizim, evet bu doğru, ama sevgimden ötürü onun yanına gönderin beni.
İşte böyle canım dostum. Biter elbet bu gece... Vuslatlarla şenlenir evlerimiz. Inşallah işte o gün hepimiz şükrün serhaddine ereriz.
Aydınlıktım ben, aydınlıktım eskiden. Sen candostum, sen yanımdayken. 5 yıl önceydi. Bir sonbahar vakti tanıdım seni. Yapraklar düşüyordu ağaçlardan. Ama seni tanımıştım ya, sevgin tomurcuklanmıştı dallarımda. Sonbahar, ilkbahara dònmüştü.
Aslında daha o zamanlar başlamıştı kara bulutlar toplanmaya tepemizde. Ama hissediyordum, sen ve senin gibi candostlarla, bunun da üstesinden gelebileceğimizi...Şükür ki dostluğumuz yanıltmadı bizi.
Cennetâsâ günler yaşandı; sen küheylan, ben küheylana öykünen bir can. Koştuk dağ, tepe... Akbaba çığlıkları duyulsa da bazen, zümrüt yeşili çayırlarımız vardı.
Karardıkça karardı gökler. Ama sinemizde taşıdığımız baharlarımız vardı. Ayaklarımızın altında kaymaya başladı yer. Ama parlak ötelere diktiğimiz bakışlarımız vardı.
Karanlık ruhlar, deli divane aradilar aileni. Bindiğin otobüsle uzaklaşırken sen, ben kalbimde gittikçe derinleşen sevginle, kurtulduğun için şükür vadilerinde dolaşıyordum. Benim evimi bir şafak vakti bastıklarında, acaba ona da dokunmuslar midir endisesiyle titriyordum.
Şu zayıflardan da zayıf ruhum çok yıpranmadan, duaların yetisti imdadima. Ne zaman gelecegini bilmeden kapiya bakarak seni beklerken birdenbire kapida belirivermen sardi bütün yaralarımı.
Gideyim mi, diye sordum sana. Git, dedin o müşfik, o şefkatli sesinle. Kör karanlıkta el yordamıyla yaşayamayacağımızı biliyorduk ikimizde. Önce ben gidecektim vatansız kalan ruhuma bir vatan aramaya. Sonra sen gelecektin.
Gelmedin, candostum. Gelemedin. Rabbinin muradını ancak yaşayarak öğrenebiliyor insan, hayat yolunda. Ben, senin dualarınla kuş misali sahil-i selamete varırken, senin nasibine gemini karanlık limanlara demirlemek düştü. Elbette biliyorum bu sadece görünen, biliyorum hikmet perdesinin arkasında bilmediğimiz ne hakikatler var. Ama yine de zoruma gidiyor candostum. Sen orada, ben burada. Zayıfım, günahkârım, dualarım seni ferahlatmaya; gözyaşlarım sinendeki yangını söndürmeye yetmez. Hâla normal yaşayabildiğim için riyakârlıkta zirveyim çünkü.
Velhasıl buralar gece, senin ve ailenin özgür olmadığı her yer gece. Ama bilirim pranga kabul etmez derecede özgür ruhun. Çünkü biliyorsun burası sadece bir durak. Ama şunu da bil, sen bu derece yücelirken göklere, tutunacağım eteklerinden. Diyeceğim ki ama ben onu çok sevdim. Liyakatsizim, evet bu doğru, ama sevgimden ötürü onun yanına gönderin beni.
İşte böyle canım dostum. Biter elbet bu gece... Vuslatlarla şenlenir evlerimiz. Inşallah işte o gün hepimiz şükrün serhaddine ereriz.
Yorumlar
Yorum Gönder