İÇ KONUŞMA
Sala okunuyor dışarıda,merak ediyorum kimin diye? Ama koca İstanbul,bilsem bile tanımam ki! Öte yandan içime uzun süredir çöreklenen acı konuştu birden:"Vicdanın salası bu!"dedi. "Vicdan,insaf,iz'an ne kadar insani değer varsa onların salası!" "Hayır!"dedim. "Konuşma böyle! Bu erdemler ölürse hayat yolculuğu sürer mi sanıyorsun? Rabb'imiz o kokuşmuş halimizle bizi bize bırakır mı?" " Ama görmüyor musun olan biteni?"diye cevap verdi bana. "Neler dediklerini
duymuyor musun? Git gide sarpa sarıyor yolun? Erdem dedin,iyilik,güzellik dedin de ne oldu? Bak o güzelim bahçene kazma kürekle daldılar,susturdular vicdanlarını,hem o hizmet ettik dediğin insanlar nasıl da onay veriyorlar?" Omuzlarım çökmüştü,böylesi bir taarruz beklemiyordum. Sustum,sustum. Burnu düşse yerden kaldırmayacak gururumun yerinde yeller esiyordu. Tecdid-i imana ihtiyacım vardı,anlıyordum. Ruhumun benzi solmuştu. Inceden bir tefekkür başladı sonra, sordum,sordum. Gazali'yi kınayan bir kocakarı imanı yoktu,olmasına da gerek var mıydı,sanmıyorum. Her türlü sualin kendinde cevap bulabileceği bir inanca ihtiyacım vardı. Cevapsızlık kadar insanı bunaltan ne kadar az şey vardır oysa. Şükür ki en doyurucu cevaplarla yetişti aklım imdadıma. Tam sorularım cevap buldu derken kalbim girdi araya:"Ama neyi yanlış yaptın ki böyle hunharca muamele reva görüldü,demek ki layık olduğun bir yan varmış." Oklar içeri dönmüştü,muhasebe zamanı gelmişti. Dedim ki ona "Ey kalbim, Futuh'ul Gayb'ı bilir misin?" Bilirim, Gavs-ı Azam'ın eseri,dedi. "O halde fethin zamanı geldi,hazır mısın ameliyata,hazır mısın Hak rızasından başka taşıdığın bütün arzularından,hırslarından arınmaya..." Bu sefer susma sırası ona gelmişti. "Hazır değilim."dedi neden sonra...Ikimiz de dersimizi aldık aslında, anladık ki dışarıda Hak batıl kavgası şeklinde tezahür eden kavga özünde insanoğlunun saflaşma kavgasından başka bir şey değilmiş. Hakikat yolu ancak ve ancak çile,acı ve kederden mürekkep imiş.
duymuyor musun? Git gide sarpa sarıyor yolun? Erdem dedin,iyilik,güzellik dedin de ne oldu? Bak o güzelim bahçene kazma kürekle daldılar,susturdular vicdanlarını,hem o hizmet ettik dediğin insanlar nasıl da onay veriyorlar?" Omuzlarım çökmüştü,böylesi bir taarruz beklemiyordum. Sustum,sustum. Burnu düşse yerden kaldırmayacak gururumun yerinde yeller esiyordu. Tecdid-i imana ihtiyacım vardı,anlıyordum. Ruhumun benzi solmuştu. Inceden bir tefekkür başladı sonra, sordum,sordum. Gazali'yi kınayan bir kocakarı imanı yoktu,olmasına da gerek var mıydı,sanmıyorum. Her türlü sualin kendinde cevap bulabileceği bir inanca ihtiyacım vardı. Cevapsızlık kadar insanı bunaltan ne kadar az şey vardır oysa. Şükür ki en doyurucu cevaplarla yetişti aklım imdadıma. Tam sorularım cevap buldu derken kalbim girdi araya:"Ama neyi yanlış yaptın ki böyle hunharca muamele reva görüldü,demek ki layık olduğun bir yan varmış." Oklar içeri dönmüştü,muhasebe zamanı gelmişti. Dedim ki ona "Ey kalbim, Futuh'ul Gayb'ı bilir misin?" Bilirim, Gavs-ı Azam'ın eseri,dedi. "O halde fethin zamanı geldi,hazır mısın ameliyata,hazır mısın Hak rızasından başka taşıdığın bütün arzularından,hırslarından arınmaya..." Bu sefer susma sırası ona gelmişti. "Hazır değilim."dedi neden sonra...Ikimiz de dersimizi aldık aslında, anladık ki dışarıda Hak batıl kavgası şeklinde tezahür eden kavga özünde insanoğlunun saflaşma kavgasından başka bir şey değilmiş. Hakikat yolu ancak ve ancak çile,acı ve kederden mürekkep imiş.
Yorumlar
Yorum Gönder