YANLIŞ ANLAŞILMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI
Yanımdan geçerken söyleniyordu. "Niye binmiyor bunlar ya, Allah Allah, cık cık cık!" Bir yandan da ters bakıp tepkisini pekiştirmeyi ihmal etmedi. "Hayretler ya!" Açıklama yapmaya yetmeyecek bir süre birbirine gıcık olmaya yetiyor maalesef. Sadece "Hayretiz evet!" diyorum. Bakışına bakışla karşılık veriyorum. Maksat altta kalmamak... "Öyle duruyorsak bir bildiğimiz var. Otuz saniye sonra efendi efendi oturmak varken karınca yuvasına dönmüş bir araca binmenin anlamı ne?" diyememenin acısını ben de cıklayarak çıkarıyorum. Bir de yanımdaki bayanlara değil de özellikle bana yöneltilen tepkinin benim giyimimle de ilgili olabileceği geliyor aklıma. Sinir katsayım artıyor. Kendi kendime kurup sonra buna sinirleniyorum. Yolculuğumuz devam ediyor. O, öndeki araçta... Araçlarımız aynı anda perona yaklaşıyor. Gözlerim onu arıyor. Sorabilseydim keşke, gerçekten o aracın adabını bilmediğinden mi yoksa benim gibilere beslediğin olumsuz duygulardan mı kaynaklandı tepkin? "Off, başka derdin mi yok, ne çok büyüttün bu meseleyi?" diyor iç sesim. "Haklısın." diyorum. Ama birden fazla yönü var bu meselenin:
1- Yapmak zor, yıkmak kolay. Yanlış anlaşılman saniyede gerçekleşiyor, ama onu açıklaman için en az bir dakikaya ihtiyacın var. Yani neredeyse 60 kat süreye...Ve maalesef çoğunlukla bunun için fırsatın veya isteğin olmuyor, hele de o insanın senin hayatında bir rolü yoksa.
2- Bu yanlış anlaşılmalar önceden edinilmiş bazı yargılarla birleşince kabullere dönüşüyor. Zaten beyaz insanlar hep böyle yapar. Zaten gençler şöyledir, şu memleketliler öyledir. Ben biliyordum zaten, bu insanların nasıl olduğunu. O zaman bırakılan hasar kalıcı hâle dönüşüyor. Sınıflandırmalar, tebeşirle etrafını ayırıp etiketlemeler başgösteriyor.
3- Insanda beğenilme, takdir edilme arzusu, sevilme arzusu çok güçlü. Olumsuz bir tepki alınca inciniyor. Bu incinmeden kurtulmak için ya ben haklıydım cümleleri kuruyor kendine-benim yaptığım gibi "bu aracın raconu böyle"- ya da bütün bütün duyarsızlaşmayı tercih ediyor. Duymuyor artık "Kim ne demiş, neyden rahatsız olmuş?"
Birincisinde nefis temize çıkıyor, kişinin kendindeki hatayı görüp düzeltmesine engel oluyor. İkincisinde ise toplum başkasının rahatsız olup olmamasını umursamayan, tuhaf insanlar topluluğu haline geliyor.
Peki, ne yapacağız şimdi biz? Madem biraradayız, nasıl üstesinden gelebiliriz ki bunun?
Kabul ediyorum, bu durum kaçınılabilir durmuyor. Ama etkisi aza indirgenebilir. Benim o kişi hakkında düşünüp sinirlenmemin, "Giyimimden dolayı böyle yaptı." gibi test etme imkanı bulunmayan varsayımlar üretmemin kime, ne yararı olabilir? "Acelesi vardı. Kimbilir neye, hangi güçlükle yetişmesi gerekiyordu?" deyip geçmek ve yukarıda saydığımız olumsuz düşünceler zihnimizde belirmeden önce kötü duyguları savuşturmak lazım. Velhasıl bütün önyargıları, olumsuz hissiyatları vicdanın ışığıyla söndürmek lazım. Bir büyük fikir adamının dediği gibi:"Biz muhabbet için geldik, husumete vaktimiz yok." Hele böyle küçük şeylerden dolayı hiç hiç yok. Bu sebeple olabildiğince yanlış anlaşılmaya imkan vermeyecek şekilde net ve yeterince nazik olmalı, önüne geçemediğimiz, telafisi de olmayan durumlarda ise çok üstünde durmadan geçip gitmeliyiz diye düşünüyorum.
1- Yapmak zor, yıkmak kolay. Yanlış anlaşılman saniyede gerçekleşiyor, ama onu açıklaman için en az bir dakikaya ihtiyacın var. Yani neredeyse 60 kat süreye...Ve maalesef çoğunlukla bunun için fırsatın veya isteğin olmuyor, hele de o insanın senin hayatında bir rolü yoksa.
2- Bu yanlış anlaşılmalar önceden edinilmiş bazı yargılarla birleşince kabullere dönüşüyor. Zaten beyaz insanlar hep böyle yapar. Zaten gençler şöyledir, şu memleketliler öyledir. Ben biliyordum zaten, bu insanların nasıl olduğunu. O zaman bırakılan hasar kalıcı hâle dönüşüyor. Sınıflandırmalar, tebeşirle etrafını ayırıp etiketlemeler başgösteriyor.
3- Insanda beğenilme, takdir edilme arzusu, sevilme arzusu çok güçlü. Olumsuz bir tepki alınca inciniyor. Bu incinmeden kurtulmak için ya ben haklıydım cümleleri kuruyor kendine-benim yaptığım gibi "bu aracın raconu böyle"- ya da bütün bütün duyarsızlaşmayı tercih ediyor. Duymuyor artık "Kim ne demiş, neyden rahatsız olmuş?"
Birincisinde nefis temize çıkıyor, kişinin kendindeki hatayı görüp düzeltmesine engel oluyor. İkincisinde ise toplum başkasının rahatsız olup olmamasını umursamayan, tuhaf insanlar topluluğu haline geliyor.
Peki, ne yapacağız şimdi biz? Madem biraradayız, nasıl üstesinden gelebiliriz ki bunun?
Kabul ediyorum, bu durum kaçınılabilir durmuyor. Ama etkisi aza indirgenebilir. Benim o kişi hakkında düşünüp sinirlenmemin, "Giyimimden dolayı böyle yaptı." gibi test etme imkanı bulunmayan varsayımlar üretmemin kime, ne yararı olabilir? "Acelesi vardı. Kimbilir neye, hangi güçlükle yetişmesi gerekiyordu?" deyip geçmek ve yukarıda saydığımız olumsuz düşünceler zihnimizde belirmeden önce kötü duyguları savuşturmak lazım. Velhasıl bütün önyargıları, olumsuz hissiyatları vicdanın ışığıyla söndürmek lazım. Bir büyük fikir adamının dediği gibi:"Biz muhabbet için geldik, husumete vaktimiz yok." Hele böyle küçük şeylerden dolayı hiç hiç yok. Bu sebeple olabildiğince yanlış anlaşılmaya imkan vermeyecek şekilde net ve yeterince nazik olmalı, önüne geçemediğimiz, telafisi de olmayan durumlarda ise çok üstünde durmadan geçip gitmeliyiz diye düşünüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder